Herkesi Bildiği Bir “Sır”: Edebiyattaki Diktatörlük

0
290
views

Bu yazılar birbirlerine o kadar benzer ki piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasının kültür-sanat sayfalarına ve kitap eklerine baktığınızda zaman zaman şu hisse kapılabilirsiniz: “acaba bu yazıları bir bilgisayar programı otomatik olarak mı yazıyor?”

Herkesi bildiği bir “sır”: edebiyattaki diktatörlük

Türkiye’de nasıl ki bir siyasal iktidardan söz ediyorsak bir edebiyat iktidarından da söz edebiliriz. “Edebiyat iktidarı” ifadesi bir metafor ya da bir soyutlama değil apaçık bir olgudur. Siyasal iktidar derken ne anlarız, sıralayalım.

Türkiye’yi yöneten bir hükümet, bakanlar kurulu, çeşitli alanlarda işlevleri olan bakanlıklar, bunların başında bir başbakan vardır. Siyasal iktidar dediğimizde bunları, valileri, üst düzey bürokratları, ordu ve polis gibi kolluk güçlerini, meclisi, milletvekillerini, bu benzeri birçok kurum, kişi ve aygıtları sayabiliriz.

Siyasal iktidar bu sayılan aygıtlarla ülkenin iç ve dış politikalarını, ekonomisini, eğitimini, sağlık ve kültür politikalarını belirler. Siyasal iktidar, birçok farklı başlıkta bu ülkede olan bitenler hakkında kararlar alır ve uygular. Siyasal iktidar dendiğinde bu sayılanlar ve çok daha fazlasını anlarız.

Türkiye’de edebiyat alanında bir iktidar var mıdır? Edebiyatta kimler ya da hangi anlayış iktidardadır? Bir ülkenin edebiyatını hangi kişi, mekanizma ya da kurumlar belirler?

Yayınevleri, gazetelerin kültür sanat sayfaları, kitap ekleri, edebiyat dergileri, edebiyat ödülleri, eleştirmenler, öne çıkarılan yazarlar, en çok satan kitaplar…

Listeyi uzatmak mümkündür.

Bu organları kimler elinde tutuyorsa, bu süreçleri kimler kontrol ediyorsa, bu mecralarda kimlerin anlayışı hakimse edebiyatın iktidarı olanlar da bunlardır. Konuyu daha da ayrıntılandıralım:

Türkiye’deki en büyük yayınevleri hangileridir?

Gazetelerin kültür-sanat sayfalarında hangi kitaplar, hangi tip kitaplar tanıtılır?

Kitap eklerinde hangi anlayıştaki kitaplar ve yazarlar tanıtılır, okura önerilir? Edebiyat ödüllerinin seçici kurulları kimlerdir ve bu ödüller kimlere, hangi mekanizmalarla verilir? Bu soruları yanıtlarsak edebiyattaki iktidarı da bulmuş oluruz.

 

Edebiyatın “piyasa”sı

Yüzlerce yayınevi olsa da edebiyat dünyasına, sayısı 10’u geçmeyen tekel ya da banka- holding destekli yayınevleri hakimdir. Küçük bir araştırmayla bile görülecektir ki edebiyat dünyasının belirleyici süreçlerinin her birinde bu yayınevlerinin ezici ağırlığı baskındır. Kitap eklerinde en çok bu yayınevlerinin kitapları tanıtılır. Kitapların içeriğinden bağımsız olarak tanıtım yazıları en çok bu yayınevlerinden çıkan kitaplar için yazılır. Kitaplar için “tanıtım yazısı sipariş etmek”,  artık kimsenin garipsemediği sık rastlanan bir durumdur. Bu yayınevi tekellerinin, kitap ekleri, kültür sanat sayfaları, edebiyat ödülleri üzerindeki etkisi-baskısı çok açıktır. Kitap ekleri ve kültür-sanat sayfaları, bu yayınevlerinin reklam gelirlerine muhtaçtır. Bu yayınevi tekellerinin mali gücü, bu ve benzeri süreçlerin hepsinde kendini hissettirir.

Bir kitapçıya girdiğinizde vitrinde göreceğiniz kitabın yan ya da dik, üst rafta ya da alt rafta durmasının bile bir mali karşılığı vardır. Bir kitabın, kitap ekinde yarım sayfa mı yoksa tam sayfa mı görüneceğinin bir tarifesi vardır.

Bu mekanizmalardaki paranın açık belirleyiciliğini dikkate alırsak “edebiyat dünyası” ifadesi eksik bir kullanımdır. Doğru kullanım “edebiyat dünyası” değil “edebiyat piyasası”dır.

Edebiyat, içeriğinin özgüllüğüne bakılmaksızın yazardan okura giden süreçte bütün mekanizmaları ile apaçık bir piyasadır. Araba piyasası, fındık piyasası, emlak piyasası dediğimizde aklımıza gelen her süreç, “edebiyat piyasası”nda vardır.

Öykü, roman ya da şiirin kendine özgü özelliklerinin olması, sanat eserinin insanla olan ilişkisinin bu açıdan hiçbir önemi yoktur. Bir romanın çok satması için gereken süreçlerle bir araba markasının daha fazla satması bu bakımdan tamamen aynıdır. Arz-talep, pazarlama, reklam, ürün, marka, talep yaratma… Bu piyasa kavramlarının, edebiyat piyasasında açık ve son derece net karşılıkları vardır.

Yayınevleri, belli yazarları starlaştırır. Bu “marka”  yazarlar, bir kitap çıkardığında, bu kitabın “reklam”ı neredeyse bütün kültür organlarında yapılır. Sipariş tanıtım yazıları ile bu kitap okura “pazarlanır”. Bu kitaplar bir kitapçıya girdiğinizde daima vitrinde, gözle görünür yerlerde bulundurulur, okurun gözüne sokulur. Afişlerde, reklam panolarında ve hatta bankamatik ekranlarında dahi bu kitapların reklamları görünür.

Türkiye’de edebiyat iktidarının star yazarları vardır. Bu star yazarlar birer puttur. Bunlara dokunulamaz. Kitap eklerinde, edebiyat iktidarının star yazarları hakkında bir tek olumsuz eleştiri çıkmaz. İçinde karakter, olay örgüsü, kurgu olmayan, karakterlerin yazarın kuklası olduğu beşinci sınıf metinler bile başyapıt ilan edilerek okurlara pazarlanır.  Bu kitaplar için kitap eklerinde ve kültür sanat sayfalarında tanıtım-reklam yazıları yazılır. Edebiyat piyasası/piyasa edebiyatının kitap eklerindeki tanıtım yazılarının ezici bir çoğunluğu birbirinin kopyasıdır. Klişe ifadeler vardır:

-Yazarın çağına tanıklığı…

-Katmanlı dil…

-Yazarın kendi içine yaptığı yolculuk…

Bu yazılar birbirlerine o kadar benzer ki piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasının kültür-sanat sayfalarına ve kitap eklerine baktığınızda zaman zaman şu hisse kapılabilirsiniz: “acaba bu yazıları bir bilgisayar programı otomatik olarak mı yazıyor?”

Piyasa edebiyatının markalaştırdığı bu star yazarlar, bir yandan sistemin bütün nimetlerinden faydalanırken ve iktidarla son derece iç içe yaşarken öte yandan en küçük bir mağduriyetlerini bile muhalif olmanın bir sonucuymuş gibi pazarlayabilirler. Kitapları daha çıkmadan boy boy reklamları, neredeyse her kitap ekinde söyleşileri çıkar.

Bir yandan çok muhaliflermiş gibi rol keserler, öte yandan kitapları bakanlıkça çevrilir, iktidarın sofralarından eksik olmazlar, bazıları devletten teşvik alırlar. Bazıları bir icra nedeniyle bile mahkemeye düşseler, bundan  “düşünce suçlusu muhalif” rolü çıkaracak kadar pervasızdır. Her yaptıkları, her demeçleri, kitaplarında seçtikleri temalar bile dönemin ruhuna ya da siyasal konjonktüre uygundur. Bu anlatılan tablo, bir yazardan çok “pazarlama müdürü”nü çağrıştırmaktadır.

 

Edebiyat iktidarının bakanlar kurulu

Piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasının güçlü bir ayağı olan edebiyat ödülleri çok az sayıda insanın mutlak kontrolü altındadır. Mesela 2013 yılında verilen 23 edebiyat ödülünde üçten fazla jüri üyeliği yapmış isimler şunlardır:

Doğan Hızlan: 16 kez, Hilmi Yavuz: 5 kez, Cevat Çapan: 4 kez, Egemen Berköz: 4 kez, Metin Celâl: 4 kez, Refik Durbaş: 4 kez (1).

2013 yılında üç kez seçici kurulda yer alan 10 kişi daha vardır. Siz yukarıdaki listeyi “edebiyattaki iktidarın bakanlar kurulu “ olarak da okuyabilirsiniz.

Cumhuriyet Gazetesi ile Hürriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi ile Birgün Gazetesi, Türk Tabipleri Birliği ile devlete bağlı bir kurum olan Kültür Bakanlığı birbirlerinden farklı olsalar bile bu sayılan gazete ve kurumların verdiği ödüllerin tamamında aynı kişi bulunmaktadır.

Aşağıdaki sayılan bütün edebiyat ödüllerinin jüri üyeliğinde Doğan Hızlan vardır:

-Birgün Gazetesi’nin 2009 yılında düzenlediği Reha Mağden Öykü Ödülü’nün jüri başkanı Doğan Hızlan’dır.

-Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği Haldun Taner Öykü Ödülü’nün jüri başkanı Doğan Hızlan’dır.

-Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği Yunus Nadi Şiir Ödülü’nün jürisinde Doğan Hızlan bulunmaktadır.

-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Hürriyet Gazetesi tarafından düzenlenen Çetin Emeç Gazetecilik Ödülü’nün jürisinde ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği Sedat Simavi Ödülü’nün edebiyat alanındaki jürisinde Doğan Hızlan vardır.

-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Behçet Aysan Şiir Ödülü jürisinde Doğan Hızlan vardır.

-Kültür Bakanlığı’nın Edebiyat Teşviki adı altında dağıtılması için verdiği 463 bin TL’nin dağıtım kurulu’nda da Doğan Hızlan olduğu yazılmaktadır (2,3).

İktidarı destekleyen gazetelerin de, ana akım denilen gazetelerin de, muhalif olarak bilinen gazetelerin de, muhalif meslek örgütünün de düzenlediği ödülde aynı kişinin olması ne anlama gelir?

 

Herkesin bildiği “sır”lar

Görmeme, görmenin içindedir; görmeme, görmenin bir başka biçimidir.
                                                                   L.Althusser

Bu yazılanları kimse bilmez mi? Hayır, doğrusu bütün bunlar, herkesin gözü önünde olur. Bütün bunları hemen herkes bilir. Zaman zaman hepimizin aklına gelmiştir: bunca yolsuzluk, bunca hırsızlık, kanunsuzluk, torpil, rüşvet apaçık gözler önünde olduğu halde, insanların çoğu bunları bile bile nasıl hala bunları yapan siyasal iktidarı destekler? Bunca pislik karşısında seçmenlerin sessizliğine ya da hala bunların faillerini desteklemelerine isyan ederiz. Acaba bunca insan niçin bunları gördüğü halde hala destekler?

Çünkü bu kişilerin bir kısmının siyasal iktidardan küçük ya da büyük çıkarı vardır: yardım almaktadır, ihaleler kapmaktadır, makam elde etmektedir, arsa kapatmaktadır vs.

Edebiyat dünyasında olanlar da bundan farklı değildir. Bütün bu liyakatsizliği, torpilleri, yozlaşmış ilişkileri okurlar ve yazarlar bilir. Hepsi göz önünde olmuştur ve olmaktadır; çoğunu artık gizlemeye gerek duymamaktadırlar. O halde bu okur ve yazarlar, siyasal yolsuzluklara ve hırsızlıklara duyarlılık gösterdikleri halde, edebiyattaki benzer yolsuzluklara niçin tepki göstermezler? Edebiyat iktidarının devasa yolsuzluklarına karşı bu korkunç sessizliğin nedeni nedir?

 

Edebiyatın “besin zinciri”

Birçok kişi edebiyat iktidarının “besin zinciri”ne belli ölçeklerdeki çıkarlarla bağlıdır. Birçok yazar, okur, reklamcı, yayıncı, eleştirmen, küçük küçük çıkarlarla edebiyat iktidarının piramidine bağlanmıştır. Edebiyat iktidarının varlığından beslenen, edebiyat iktidarı ile arasını bozmak istemeyen azımsanmayacak kadar çok insan vardır. Ya bir yayınevinden kitabı ya da edebiyat iktidarının aparatı bir dergide yazısı çıkacaktır, ya bir ödül almıştır ya da bir ödül beklentisi içindedir. Yeni kitabı, edebiyat iktidarının bir dergisinde tanıtılacaktır. Bir küçük şiiri bir dergide yayımlanacak diye o derginin editörünün apaçık sahtekârlığını görmezden gelen, bir ödül alma olasılığı var diye o ödüldeki apaçık torpili görmezden gelen şair, yazar ve okurlar, edebiyat iktidarının dayandığı “milli irade”dir. Böylesine mikroskopik çıkarlarla gevşek ya da sıkı bir şekilde bu piramide bağlananlar, sırtlarında bu kokuşmuş edebiyat iktidarını yükseltirler. Edebiyat iktidarı, bir oligarşi olduğu kadar bu yönüyle bir “demokrasidir de; sahtekârlık çok demokratik bir şekilde tabana yayılmıştır!

 

Hiçbir şeye şaşırmayan piyasa okuru

Birkaç ay önce Talat Sait Halman Çeviri ödülü, Fransızcadan çevrilen bir kitabın çevirisine verilmişti (4). Jürideki 5 üyenin 4’ünün Fransızca bilmiyor olması, edebiyat piyasasında hiç garipsenmedi. Okuru, yazarları, kamuoyunu ahmak yerine koyan bu olay, bırakın gündem oluşturmayı, hiç konuşulmadı bile. Bu olay çok normal bir olaymış gibi alkışlandı. Buna şaşırmayan okurun herhangi bir şey karşısında şaşırma olanağı yoktur. Bu, “şaşırma duygusunun felç olması”dır.

Edebiyat piyasasının okuru için Yunus Nadi Ödülü’nün, 2002’den 2015’e kadar 2 yıl hariç diğer bütün yıllarda, yani 14 yılda tam 12 kez Can Yayınları’ndan çıkan kitaplara verilmiş olması da gayet normaldir. Bu gözlükle bakan biri için 2014 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü seçiciler kurulunda yer alan beş jüri üyesinin dördünün (biri editörü olmak üzere) Can Yayınları’nın yazarı olması da doğal bir durumdur.

Türkiye’deki edebiyat iktidarının yarattığı kültür iklimi, her şeyi olağan karşılayan, hiçbir şeye şaşırmayan, her türlü hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk ve torpili olağan karşılayan bir okur tipini yaratmıştır. Bu okur kitlesinin, her türlü hırsızlığı,” yiyorlar ama yapıyorlar” diye alkışlayan seçmen kitlesinden en küçük bir farkı yoktur. Türkiye’deki edebiyat iktidarı, bu hiçbir şeye şaşırmayan, her şeyi doğal karşılayan yığınlar üzerine kurulmuştur.

 

Sonuç

Türkiye’de kitap ekleriyle, kültür sanat sayfalarıyla, ödülleriyle, eleştirmenleriyle, star yazarlarıyla devasa bir edebiyat iktidarı vardır. Bu edebiyat iktidarı, siyasal iktidarı kıskandıracak ölçüde son derece dar bir kadro tarafından hiçbir denetim olmadan sürdürülmektedir.

Bu bir penguenleştirme sürecidir. Edebiyatın iktidarı topluma, aynı tip romanları ve aynı tip edebiyat anlayışını pompalamaktadır.

Türkiye’de edebiyat, bu diktatörlüğe karşı olduğu sürece ve karşı olduğu miktarda olanaklıdır. Edebiyattan söz edecek bir kişinin, her şeyden önce edebiyatı ve sanatı iğdiş eden bu korkunç diktatörlüğe karşı çıkması gerekmektedir. Edebiyattaki bu iktidara, edebiyat iktidarının diktatörlüğüne ve onun aygıtlarına karşı çıkmayan kişinin, edebiyatın özgürlüğünden ya da sanatın bağımsızlığından söz etmesi gülünçtür.

Not: Bu yazı Hayal dergisinin Temmuz-Ağustos-Eylül 2016 sayısında yayınlanmıştır.

 

Taylan Kara

taylankara111@gmail.com

 

  1. http://www.gunzileli.com/2014/06/30/taylan-karaturkiyede-edebiyat-odulleri-nasil-verilir/
  2. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/102389/Kultur_Bakanligi_ndan_50_yazara_destek.html
  3. http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/2014/08/06/kultur-bakanligindan-50-yazara-destek
  4. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/fransizca-bilmeden-fransizca-ceviriye-odul-vermek-155796

 

Not: Hayal Dergisi’nin 58. Sayısında yayımlanmıştır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here